Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Ümit ATAV

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Ümit ATAV Kemer Köprü Mh. Rüştiyeler Sk No: 2 / 39 Eren İşhanı Merkez Bartın Tel: 05354695589 Mail: [email protected] Referanslar
Bartın Seramik San. ve Tic. A.Ş.

Tursay Turizm Yatırım San. ALD Yatırım San. Ltd. Şti. Bardo Mobilya San. Gocanaz Park ve Bahçe Mobilyaları Ltd. Şti. Global Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şti.

10/07/2026

Tahsil Edilemeyen Alacak Değersiz Alacak Olarak Gider Yazılabilir Mi?

DÜZENLEME 213 SAYILI VERGİ USUL KANUNUNUN 322 NCİ MADDESİNDE YAPILMIŞ
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesinde, "Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaktır.

Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler.

İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler." hükümleri yer almaktadır.

ALACAĞIN DEĞERSİZ ALACAK OLARAK DEĞERLENDİRİLEBİLMESİ İÇİN HANGİ ŞARTLAR GEREKİYOR
Alacağın değersiz alacak olarak değerlendirilebilmesi için kazai bir hükme veya kanaat verici bir belgeye göre tahsiline imkan kalmadığının ispatı gerekmekte olup, bahse konu madde uygulamasında esas itibariyle, kaybedilmiş, tahsiline artık imkan kalmamış, değeri sıfıra inmiş alacaklar değersiz alacaklar kapsamında değerlendirilmektedir. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması, değersiz alacak uygulaması bakımından önem taşıdığından, Kanun koyucu tarafından, değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsiki öngörülmüştür. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hakim tarafından hükmedilmiş olmasıdır. Kanaat verici vesika teriminden ise ödemeyi imkânsız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgelerin anlaşılması gerekmekte olup, vergi hukuku uygulaması bakımından kanaat verici vesikalara;

- Borçlunun herhangi bir mal varlığı bırakmadan ölümü veya 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 32 ve izleyen maddelerine göre mahkemelerce borçlu hakkında verilen gaiplik kararı ve mirasçılarından mirası reddettiklerine dair sulh hukuk mahkemelerince verilmiş bulunan mirası red kararı,

- Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davayı borçlunun kazandığına dair mahkeme kararı,

- Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,

- Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması,

- Borçlunun dolandırıcılıktan mahkûm olması ve herhangi bir mal varlığı bulunmadığını belgeleyen resmi evrak,

- Borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren icra memurluğu yazısı,

- Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar, (Alacaklının tek taraflı irade beyanı ile alınmasından vazgeçilen alacakların, değersiz alacak olarak zarar kaydı mümkün değildir.)

- Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilen iflas kararı dolayısıyla ilgili masa tarafından alacakların tasfiyeye tabi tutulması sonrasında verilen iflasın kapanması kararına ilişkin belgeler

örnek olarak sayılabilir.

Ayrıca, bir alacağın Vergi Usul Kanunu bağlamında değersiz alacak hüviyeti kazanmasına dayanak oluşturan kanaat verici belgelerin veya mahkeme kararının ilgili olduğu yıla ait gider hesaplarına intikal ettirilmek suretiyle zarar yazılması gerekmekte, zarar yazılması gereken yıldan önceki yahut sonraki yıllarda zarar yazılması mümkün bulunmamaktadır.

Sonuç olarak yukarıda maddeler halinde belirtilen şartlardan herhangi birine sahipseniz, söz konusu alacağınız değersiz alacak kapsamında gider hesaplarına virman edilebilir.

Kaynak: Ankara Defterdarlığının 13.03.2026 tarih ve E-27575268-105[2025-1808]-161290 sayılı özelgesi

10.07.2026

10/07/2026

Geçmişe Yönelik Mükellefiyet Tesisinde Yükümlülükler

Türk Vergi Sisteminde; şekil olarak yerine getirilmesi gereken en önemli yükümlülük; vergiyi doğuran olayın, zamanında ve usulünce bildirilmesi ve vergilendirilmesidir. Mükellefler, kanuni yükümlülüklerini eksiksiz ve zamanında yerine getirmek zorundadır. Türkiye sınırları içinde yaşıyorsanız ve ticaret yapıyorsanız, vergi yükümlülüğünüz vardır; kanunların karşısında vergi mükellefisinizdir. Bazı gerçek veya tüzel (şirketler) kişiler, ticarete başlayıp tamamen vergi sisteminden uzakta faaliyetlerini yürütmektedirler. Bu durum gayri resmi faaliyeti oluşturmakta ve mükellefi, çeşitli cezalarla karşı karşıya bırakabilmektedir. Gayri resmi faaliyet sahibi mükelleflere, idare tarafından soruşturma, inceleme ve yoklamalar sonucunda, geriye dönük olarak mükellefiyet tahsis edilir. Ve bu geçmişe dönük mükellefiyet tahsisinde en önemli konu; mükellefin kanuni olarak vermek zorunda olduğu beyan, bildirim ve beyannamelerin hangi süre içinde verileceğidir. Bu konu uzun yıllar merak konusu olmuş ve vergi dairelerince farklı farklı yöntemler kullanılmıştır. İdare, bu konudaki eksiklikler üzerine; 10 Nisan 2015 tarihli VUK Genel Tebliği yayınlamıştır.

Tebliğin Kapsamı Nedir? Yayınlanan tebliğ; geriye dönük olarak mükellefiyet açılışlarında, idarenin yoklaması üzerine yapılan mükellefiyet açılışlarında, vergi incelemeleri sonucunda yapılan mükellefiyet açılışlarında, re ’sen ve mahkeme kararıyla mükellefiyet açılışlarında uygulanacaktır.
Geçmişe Dönük Mükellefiyet Nedir? Kişinin (gerçek/tüzel) fiilen faaliyete başladığı tarihin, daha sonra tespit edilmesi veya daha sonra bildirmesi üzerine vergi kaydının geçmiş tarih esas alınarak açılmasıdır.
Geçmişe Dönük Mükellefiyette Yükümlülükler Nedir? Bir işletme 1 Ocak tarihinde faaliyete başlamasına rağmen, işe başlama bildirimi vermemiştir. Vergi dairesi bunu 10 ay sonra tespit etmiştir. Bu durumda mükellefiyet, 1 Ocak tarihinden itibaren açılacaktır. Böylece, geçmiş aylara ait aşağıda belirtilmiş olan beyanname ve bildirimleri yapmak zorundadır. (SGK yükümlülükleri Tebliğ dışındadır)
KDV Beyannameleri
Muhtasar Beyannameleri
Geçici Vergi Beyannameleri
Gelir/Kurumlar Vergisi Beyannameleri
GEKAP Beyannameleri
İşe başlama bildirimi
E-Tebligat açılışı
Defter (gerekiyorsa e-defter) /DBS açılışı
Vergi Levhası onaylanması
Dijital Vergi Dairesi Kullanıcı Kodu ve Şifresi Alınması
Elektronik Beyan Yetkisinin Verilmesi
Tebliğ Ne Getirdi? Mükellef, yukarıda sıralanan yükümlülüklerin hepsini yerine getirmek zorundadır. Ancak, standart sürelerine bakıldığında hepsinin verilme süreleri farklıdır ve geçmiştir. Temelde, mükellefiyet kaydı da henüz oluşturulmadığı için bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zemin olmayıp teknik olarak da mümkün değildir. Dolayısıyla; "Elektronik beyanname verilmedi." şeklindeki ceza uygulaması hukuka uygun görülmemiştir. 449 sayılı Tebliğ; mükellefe 15 günlük uyum süresi tanımaktadır. Geçmişe dönük durumlarda vergi dairesi sırasıyla; 1-) mükellefiyeti tesis eder, 2-) yazılı bildirim yapar, 3-) hangi beyannamelerin verilmesi gerektiğini bildirir, 4-) ardından 15 günlük süre başlatır. Bu süre dolmadan elektronik beyanname verilmediği gerekçesiyle, Mükerrer 355 kapsamında özel usulsüzlük cezası uygulanamaz. Çünkü Tebliğ, bu 15 günlük süre boyunca elektronik beyan zorunluluğunu askıya alır; beyannamelerin elektronik, posta veya elden verilmesine izin verir. Bu süre içinde elektronik ortam kullanılmadığı gerekçesiyle mükerrer 355 kapsamında özel usulsüzlük cezası kesilemez.
15 Günlük Süre Nedir? Tebliğin verdiği bu süre; ek süre değildir, af değildir, vergi borcunu kaldırmaz, vergi zıyaını ortadan kaldırmaz, sadece elektronik beyanname sistemine uyum sağlanabilmesi amacıyla tanınan, idari bir hazırlık süresidir.
Ceza Uygulaması Nasıl Yapılır? 449 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, geçmişe yönelik mükellefiyet tesis edilen kişilere uygulanacak cezaları belirlerken, beyanname verme süresini esas alır. Tebliğ, tüm geçmiş dönem beyannamelerini, aynı şekilde değerlendirmemekte; beyannamenin verilmesi gereken son tarihin, mükellefe tanınan 15 günlük uyum süresinin içinde mi yoksa sonrasında mı kaldığına göre farklı cezalar uygulamaktadır. Bu ayrımın temel nedeni, mükellefin elektronik beyanname sistemine erişebilmesi için idare tarafından makul bir hazırlık süresi tanınmasının zorunlu olmasıdır. Mükellefiyet, henüz tesis edilmeden elektronik beyanname gönderme imkansız olduğundan, kanun koyucu ve idare bu şekli imkânsızlığı dikkate alarak farklı bir sistem oluşturmuştur.
Birinci Durum: Beyanname verme süresi, tebliğ edilen 15 günlük süre içinde sona eriyorsa, bu durumda, geçmiş dönem beyannamelerinin verilmesi gereken son tarih, vergi dairesinin mükellefe yaptığı bildirimin ardından tanınan 15 günlük süre içinde kalmaktadır. Bu nedenle Tebliğ, mükellefe kolaylık sağlamış ve beyannamelerin; elektronik ortamda, elden, posta yoluyla verilebilmesine imkân tanımıştır. Buradaki amaç, mükellefin henüz elektronik beyan sistemini kullanmaması nedeniyle cezalandırılmasını önlemektir.
Örnek 1: Çağrı Bey, fiilen 1 Ocak 2026 tarihinde ticari faaliyete başlamış; ancak işe başlama bildirimini vermemiştir. Vergi dairesi yapılan yoklama sonucunda bunu tespit etmiş ve 10 Temmuz 2026 tarihinde geçmişe yönelik mükellefiyet tesis etmiştir. Aynı gün Çağrı Bey'e; hangi beyannameleri vereceği, elektronik beyan yükümlülüğü, 15 günlük süre tebliğ edilmiştir. Bu durumda Çağrı Bey'in uyum süresi 25 Temmuz 2026 tarihinde sona ermektedir. Vergi dairesi, Ocak-Haziran dönemine ilişkin verilmesi gereken KDV beyannamelerinin bu süre içinde tamamlanmasını istemektedir. Çağrı Bey bu beyannameleri 25 Temmuz'a kadar elden, posta ile veya elektronik ortamda verebilir. Ancak, hiçbirini vermezse artık VUK'un 352'nci maddesi uyarınca usulsüzlük cezası uygulanabilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta; bu aşamada uygulanan ceza, elektronik ortamda vermeme cezası değildir. Çünkü Tebliğ, henüz elektronik sisteme kaydolması ve beyannameleri vermesi için süre tanımaktadır.

Örnek 2: Çağrı Limited Şirketi’nin geçmişe dönük mükellefiyeti oluşturulmuş ve vergi dairesi şirkete 15 günlük süre vermiştir. Şirket; KDV beyannamesini vermiş, Muhtasar beyannamesini vermemiştir. Bu durumda, sadece verilmeyen beyanname yönünden usulsüzlük cezası kesilebilir. Şirket, bütün beyannameleri eksiksiz verdiği durumda, ceza uygulanmayacaktır.

Vergi Zıyaı Oluşursa Ne Olur? 449 sayılı Tebliğ yalnızca elektronik beyan yükümlülüğünü düzenler. Ancak, geçmiş dönem beyannamesi verilmediği için vergi tahakkuk etmemiş veya eksik tahakkuk etmişse; Vergi zıyaının oluşması halinde, VUK'un 341'inci maddesi kapsamında vergi zıyaı doğacak, 344'üncü madde uyarınca vergi zıyaı cezası kesilecek, ayrıca 112'nci madde kapsamında gecikme faizi hesaplanacaktır.

Örnek 3: 2026 Ocak dönemine ait KDV 350.000 TL olduğu halde hiç beyan edilmemişse; gecikme faizi, vergi aslı, vergi zıyaı cezası ayrıca hesaplanacaktır. Yani Tebliğ hiçbir şekilde vergi aslını veya vergi zıyaı cezasını ortadan kaldırmamaktadır.

2. İkinci Durum: Beyanname verme süresi, 15 günlük sürenin sonrasında sona eriyorsa, bu durumda artık mükellefin; kullanıcı kodunu, şifresini, elektronik beyan sistemini edinmesi için yeterli zaman bulunduğu kabul edilir. Dolayısıyla artık; elden, posta ile, manuel beyanname verilmesi mümkün değildir. Mutlaka elektronik ortam kullanılmalıdır.

Örnek 4: Vergi dairesi; 10 Temmuz 2026 tarihinde mükellefiyet tesis etmiş, 15 günlük süre vermiştir. Bu süre 25 Temmuz 2026 tarihinde sona ermektedir. Ağustos dönemine ait KDV beyannamesinin son verme tarihi ise 28 Ağustos 2026'dır. Bu tarih, artık 15 günlük süreden sonradır. Dolayısıyla; Çağrı Bey'in beyannamesini mutlaka elektronik ortamda göndermesi gerekir. Eğer, elektronik ortamda göndermezse; VUK mükerrer 355'inci madde uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilebilir.

Örnek 5: Çağrı Limited Şirket’i; elektronik beyanname yerine, elden hazırlanmış dilekçe ile KDV beyannamesini vergi dairesine bırakmıştır. Vergi dairesi bunu kabul etmeyecektir. Çünkü artık Tebliğ gereği elektronik beyan zorunluluğu başlamıştır. Bu durumda şirket; Özel usulsüzlük cezası ile karşılaşacaktır.

Not: Usulsüzlük Cezası ile Özel Usulsüzlük Cezası Arasındaki Fark Bu iki ceza türü uygulamada sıklıkla karıştırılmaktadır. Usulsüzlük cezası (VUK m.352), vergiye ilişkin şekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi nedeniyle uygulanan genel nitelikli bir idari yaptırımdır. 449 Sıra No.lu Tebliğ kapsamında, tanınan 15 günlük uyum süresi içinde geçmiş dönem beyannamelerinin verilmemesi halinde bu ceza gündeme gelebilir. Buna karşılık özel usulsüzlük cezası (VUK mükerrer m.355), kanunen elektronik ortamda yerine getirilmesi zorunlu olan bildirim ve beyannamelerin elektronik sistem kullanılmadan verilmesi ya da hiç verilmemesi gibi özel yükümlülük ihlallerinde uygulanır. Tebliğde öngörülen 15 günlük uyum süresi sona erdikten sonra mükellefin artık elektronik beyan sistemine erişebileceği kabul edildiğinden, bu tarihten sonraki ihlallerde mükerrer 355'inci madde devreye girer.

Sonuç değerlendirmesi: Açıkçası, bu Tebliği ilk okuduğumda "Bu konuya bir standart gelmiş." diye düşündüm. Çünkü, geçmişe yönelik mükellefiyet tesislerinde en çok tartışılan konu, eski dönem beyannamelerinin ne zaman ve nasıl verileceğiydi. Bir vergi dairesinin kabul ettiği uygulamayı, başka bir vergi dairesinin kabul etmediğine, hatta aynı konuda farklı yorumlar yapıldığına defalarca şahit oldum. Bana göre, 449 Sıra No.lu Tebliğ, bu karmaşayı önemli ölçüde azaltan yerinde bir düzenleme oldu. Elbette Tebliğ, vergi borcunu da cezaları da sihirli bir değnek gibi ortadan kaldırmıyor; keşke öyle olsaydı, mali müşavirler olarak kahvelerimizi çok daha rahat içerdik. Ancak en azından elektronik beyan yükümlülüğünün, hangi tarihte başlayacağını netleştirerek hem mükelleflerin hem de meslek mensuplarının elini güçlendirdiğini düşünüyorum. Benim tavsiyem ise geçmişe yönelik mükellefiyet işlemlerinde, sadece beyannameleri vermeye odaklanmamak; verilen 15 günlük sürenin hangi hukuki sonucu doğurduğunu iyi analiz etmek ve ceza uygulamalarını da bu çerçevede değerlendirmektir. Vergi mevzuatında, bazen en önemli ayrıntılar, birkaç satırlık bir Tebliğin içinde gizlidir; gözden kaçırıldığında ise maliyeti hiç de küçük olmayabilir.

12/06/2026

Apartmanlarda Güvenlik Kamerası Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlar
KVKK Duyurusu
Kategori: Kişisel Verileri Koruma Kanunu,

Apartman veya sitelerde genel güvenliğin sağlanması, anagayrimenkulün korunması, ortak alan güvenliğinin sağlanması veya hırsızlık, mala zarar verme gibi suçların önlenmesi amacıyla güvenlik kameraları sıklıkla kullanılmaktadır. Nitekim son zamanlarda apartmanlarda hukuka aykırı olarak kamera yerleştirildiğine dair Kurumumuza çok sayıda şikâyet ve ihbar iletilmiştir. Bu çerçevede söz konusu husus hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (6698 sayılı Kanun) temel amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumaktır. Güvenlik kameraları ile kişilerin görüntü kaydının alınması şeklinde gerçekleşen işlem açıkça bir kişisel veri işleme faaliyetidir. Bu işleme faaliyetinin 6698 sayılı Kanun uyarınca hukuki bir dayanağının bulunması ve Kanun kapsamında öngörülen yükümlülüklere ve alana özgü düzenlenen 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nda (634 sayılı Kanun) öngörülen hükümlere uygun bir işleme faaliyetinde bulunulması gerekmektedir.

6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde kişisel verilerin işlenme şartlarına yer verilmiş olup; bu maddenin birinci fıkrasında, kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği; ikinci fıkrasında belirtilen şartlardan (-Kanunlarda açıkça öngörülmesi, -Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, -Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması, -Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması, -İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, -Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, -İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması) birinin varlığı halinde ise ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu hükme bağlanmıştır.

Kişisel verilerin işlenmesi süreçlerinde 6698 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan;

“a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.

b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma.

c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.

ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.

d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme” ilkelerine de ayrıca riayet edilmesi gerekir.

6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası “Veri sorumlusu; a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek, c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak, amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.” hükmünü haizdir.

Diğer taraftan 634 sayılı Kanun’un “Ortak yerler” başlıklı 4’üncü maddesi “Ortak yerlerin konusu sözleşme ile belirtilebilir. Aşağıda yazılı yerler ve şeyler bu Kanun gereğince her halde ortak yer sayılır.” hükmünü amir olup madde devamında ortak yerler “… genel giriş kapıları, antreler, merdivenler, asansörler, sahanlıklar, koridorlar …” olarak sayılmıştır.

634 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinin birinci fıkrası “Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.” şeklinde olup 19’uncu maddesinin birinci fıkrası “Kat malikleri, anagayrimenkulün bakımına ve mimarı durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumaya mecburdurlar.” hükmünü; ikinci fıkrası “Kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadıkça anagayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesisler, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz.” hükmünü haizdir.

634 sayılı Kanun’un “Anagayrimenkulün Yönetimi” başlıklı bölümünün “A. Genel Kurul” başlıklı 27’nci maddesi “Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır.” şeklinde olup 634 sayılı Kanun’un “Kararlar” başlıklı 32’nci maddesinin birinci fıkrası “Ana gayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetilir.”; ikinci fıkrası ise “Bütün kat malikleriyle külli ve cüzi halefleri, yönetici ve denetçiler, kat malikleri kurulunun kararlarına uymakla yükümlüdürler.” şeklinde düzenlemeye sahiptir.

634 sayılı Kanun’un “D) Yönetici: I. Atanması” başlıklı 34’üncü maddesinin birinci fıkrası “Kat malikleri, anagayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışardan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), kurula da (Yönetim kurulu) denir.” hükmünü haiz olup mezkûr Kanun’un “Yöneticinin görevleri: 1. Genel yönetim işlerinin görülmesi” başlıklı 35’inci maddesinde apartman yöneticisinin görevleri arasında; “anagayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması” ve “anagayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına alınması” sayılmıştır. Anılan Kanun’un yöneticinin sorumluluğu hususunun düzenlendiği 38’inci maddesinde de “Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur.” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.

Yukarıda izah edilen hükümler doğrultusunda, apartman gibi yapılarda ortak yerlerin korunması, güvenliğin sağlanması ve kat maliklerinin menfaatlerinin gözetilmesi gibi meşru amaçlarla ortak alanlara güvenlik kamerası sistemi kurulması mümkündür. Ancak söz konusu güvenlik kameraları vasıtasıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetlerinin 6698 sayılı Kanun hükümlerine uygun şekilde gerçekleştirilmesi ve aşağıda yer verilen hususlara da ayrıca dikkat edilmesi önem arz etmektedir:

Güvenlik kameraları kurulumunda apartman sakinlerinin makul mahremiyet beklentileri dikkate alınarak uygun alanlar titizlikle belirlenmelidir. Örneğin merdiven boşluklarına ve kapı açıldığında bağımsız alanın içi görünecek şekilde daire kapısı önlerine kameralar yerleştirilmemelidir.
Kamera sistemleri yalnızca kurulmasındaki amaçla bağlantılı ve gerekli olduğu ölçüde teknik özellikler barındırmalı, yüz tanıma, ses kaydı gibi özel hayata müdahale teşkil eden teknik özellikleri barındırmamalıdır. Kameralar geniş değil dar açıdan kayıt almalı ve gereksiz alanlar da maskelenmelidir.
634 sayılı Kanun gereğince asansörler, ortak alanlar arasında sayılsa da dar ve kapalı aynı zamanda kaçınılması güç bir alan olduğu için kayıt, ilgili kişiler üzerinde yoğun gözetim etkisi yaratabileceğinden asansörlere kamera yerleştirilirken gerekçesinin açıkça belirtilmesi gereklidir.
Kameralar ile kayıt alınan görüntülerin saklama sürelerine ayrıca özen gösterilmelidir. Gereğinden uzun süre kayıtların saklanması 6698 sayılı Kanuna aykırılık teşkil edebileceğinden kayıtlar makul süre boyunca saklanmalı ve kişisel verilerin işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde imha edilmelidir. Bir olay yaşanması halinde hukuki süreç boyunca sadece ilgili olan kayıt saklanmalıdır.
Kamera kayıtlarının, izinsiz olarak yetkisiz kişilerle paylaşımı söz konusu olmamalı ve yalnızca yetkili kişilerin kayıtlara erişimi mümkün olmalıdır.
6698 sayılı Kanunun 10’uncu maddesinde düzenlenen aydınlatma yükümlülüğüne uygun olarak kamera ile ortamın kayıt altına alındığının bildirilmesi gereklidir.
6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinde sayılan yükümlülüklerin yerine getirilmesi, bu hususta veri sorumlusu sıfatını haiz kişi/kurumlar tarafından gerekli teknik ve idari tedbirlerin alınması önemlidir.
Sonuç olarak, apartman gibi toplu yapı yönetimi bünyesinde kişisel veri işleme süreçlerine ilişkin kararları alan ve uygulayan veri sorumluları tarafından gerçekleştirilen, ortak alanlara kurulan güvenlik kamera sistemleri vasıtasıyla kişisel veri işleme faaliyetinde bulunulurken 6698 sayılı Kanuna uygun hareket edilmesi gerekir.

Bu çerçevede 6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesini, yetkisiz erişimin önlenmesini ve muhafazasını teminen, veri sorumluları tarafından yukarıda belirtilen hususlara uygun hareket edilmediğinin tespiti halinde ilgili veri sorumluları hakkında 6698 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinde yer alan hükümler çerçevesinde idari para cezası da uygulanmak suretiyle işlem tesis edilebilecektir.

Call now to connect with business.

Yeni Vergi Düzenlemeleri GeliyorCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı'n...
26/04/2026

Yeni Vergi Düzenlemeleri Geliyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı'nı açıkladı. Önemli vergi düzenlemeleri içeren programın ayrıntıları...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan, yatırımları özendirmeyi amaçlayan yeni vergi düzenlemelerinin ayrıntılarını, 6 başlık halinde özetleyelim.

1) İSTANBUL FİNANS MERKEZİ İLE İLGİLİ YENİ DÜZENLEMELER GELİYOR!
İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajları genişletiliyor.

İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyette bulunan kurumların, münhasıran bu faaliyet kapsamında yurt dışından satın alınan malları Türkiye'ye getirilmeksizin yurt dışında satmalarından (Transit Ticaret) veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık etmelerinden sağladıkları kazanca uygulanmakta olan yüzde 50 indirim oranı, yüzde 100’e çıkarılıyor. Böylece bahse konu faaliyetlerden elde edilen kazançtan artık kurumlar vergisi alınmayacak.

Yapılacak diğer bir düzenleme ile de, İstanbul Finans Merkezi dışında da transit ticaret faaliyetlerinde bulunanların bu kazançlarının yüzde 95’inin kurumlar vergisi matrahından indirilmesi öngörülüyor. Yani, transit ticaret faaliyetinden elde edilen kazancın yüzde 95’i kurumlar vergisinden indirilecek, kalan yüzde 5’i kurumlar vergisine tabi olacak. Bu şekilde, söz konusu teşvik ilk defa İstanbul Finans Merkezi dışına da uygulanacak, yerli firmalarımızın yurt dışında transit ticaret yoluyla mal alıp satmaları da teşvik edilmiş olacak.

2) KÜRESEL ŞİRKETLERE VERGİ KOLAYLIĞI SAĞLANIYOR!
Küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezleri ağırlıklı olarak Dubai’de bulunuyor. Savaş bu şirketleri oldukça olumsuz etkiledi. Bu şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini İstanbul Finans Merkezine taşımaları için bazı bağışıklıklar tanınması ve teşvik edilmesi gerekiyor. İşte yapılacağı açıklanan yeni düzenlemelerle bu bağışıklıklar kendilerine sağlanıyor.

Küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye taşımalarını teşvik etmek için, bu şirketlerin İstanbul Finans Merkezi içinden yöneterek yapacakları yurt dışı operasyonlardan elde ettikleri kazançların yüzde 100’ü, bunun dışındakilerin ise yüzde 95’i 20 yıl boyunca kurumlar vergisine esas kurum kazancından indirilebilecek. Keza buralarda çalışan nitelikli çalışanlara belli şartlarla ücret istisnası getirilecek.

3) İMALATÇI-İHRACATÇILAR İLE İHRACATÇILARA KURUMLAR VERGİSİ ORAN İNDİRİLİYOR!
Kurumlar vergisi oranı; imalatçı - ihracatçılara yüzde 9’a, sadece ihracatçılara ise yüzde 14’e indiriliyor. Bu oran mevcut durumda 5 puan indirimle yüzde 20 olarak uygulanıyordu.

4) YURT DIŞINDA YAŞAYAN KİŞİLERDEN TÜRKİYE’YE GELENLERE VERGİ MUAFİYETİ SAĞLANIYOR!
Yurt dışında yaşayan ve son 3 yılda ülkemizde vergi mükellefi olmayan kişilerin ülkemize gelmeleri halinde, yurt dışı kaynaklı gelir ve kazançlarından Türkiye’de 20 yıl boyunca vergi alınmayacak. Ancak, bunun istisna mı, muafiyet mi yoksa vergi indirimi şeklinde mi olacağı tam olarak net değil. Bunlar sadece Türkiye’de elde ettikleri gelirleri üzerinden vergilendirilecekler.

Ayrıca, Türkiye’de bu kişiler için veraset yoluyla intikal vergisi %1 olarak uygulanacak. Normalde bu oran yüzde 1-10 arasında değişiyor.

5) YURT DIŞI HİZMET İHRACATINDA İNDİRİM ORANI DEĞİŞİYOR!
Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara Türkiye'de verilen ve münhasıran yurt dışında yararlanılan mimarlık, mühendislik, yazılım ve tasarım vb. faaliyetlerden elde ettikleri kazanca uygulanmakta olan yüzde 80 indirim oranı, yüzde 100’e çıkarılıyor. Yani, bu gelir ve kazançlardan vergi alınmayacak.

6) YİNE YENİDEN YURT DIŞI VARLIK BARIŞI GELİYOR!
Yeni bir Varlık Barışı düzenlemesi daha geliyor.

Yurt dışında bulunan para, altın ve menkul kıymetlerin belirli bir süre içinde düşük bir vergiyle (%2-3) Türkiye’ye getirilmesi öngörülüyor. Bu şekilde belirtilen varlıkları Türkiye’ye getirenlere, bildirilen veya beyan edilen varlıklarla sınırlı olarak hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacak.

Yalnız önceki düzenlemelerden tecrübe, sadece vergi bağışıklığı yeterli değil! Bunun kambiyo, gümrük ve bankacılık mevzuatı yönlerinden de desteklenmesi gerekiyor.

Torba Yasa Teklifi’nin TBMM’ye verilmesi ve yasalaşma sürecinde daha pek çok sürpriz düzenlemenin eklenmesi bekleniyor!..

13/04/2026

ÖTV’siz otomobilde 5 yıl ve 10 yıl detayları netleşti! Cezasız satabilecekler

Meclis’ten geçen düzenleme ile ÖTV’siz engelli araçlarında kritik değişiklik yapıldı. 5 yılını dolduran araç cezasız satılabilecek ancak yeniden ÖTV’siz araç almak isteyenler 10 yıl beklemek zorunda. Kapsam genişledi, limit yükseldi, tüm detaylar belli oldu.
ÖTV’siz otomobilde 5 yıl ve 10 yıl detayları netleşti! Cezasız satabilecekler

ÖTV muafiyetli araç alımına ilişkin yeni düzenleme, engelliler için hem satış süresini esnetti hem de yeni araç alımında bekleme süresini net kurallarla yeniden belirledi. Yapılan düzenleme ile yüzde 40 ve üstü ortopedik engeli olanlar ÖTV'siz araç alabilecek. ÖTV'siz araç alımında yüzde 40 yerlilik oranı ve 10 yılda bir satın alma şartı var. 5 yılını dolduran engelli aracını cezasız satabilir. Ancak, ÖTV'siz yeni araç almak isterse 10 yıl beklemek zorunda.

Sabah’ta yer alan habere göre; Meclis'te kabul edilen yeni düzenleme ile birlikte özellikle ortopedik engeli bulunan ve belirli kriterleri karşılayanlar ÖTV'siz araç alabilecek. Peki, engelliler hangi marka ve model araçları alabilecek? ÖTV'siz araç alma limiti ne kadar oldu? Akıl sağlığı yerinde olmayanlar araç alabilir mi? İşte engellilerin ÖTV'siz araç alımına ilişkin tüm detaylar…

ÖTV’siz otomobilde 5 yıl ve 10 yıl detayları netleşti! Cezasız satabilecekler

ENGELLİLERİN ARAÇ ALIM ŞARTLARI NEDİR?
Mevzuatta engelliye ÖTV indirimi değil, ÖTV muafiyeti uygulanmakta. Yüzde 90 üstünde engelli olanlar ile yüzde 90 altında engel durumuna göre ÖTV muafiyeti uygulanıyor.

ENGELLİ ARAÇ ALMA LİMİTİ NE KADAR OLDU?
2025'te 2 milyon 290 bin 200 TL olan limit, 2026'da yeniden değerleme oranı doğrultusunda ÖTV ve diğer her türlü vergiler dahil 2 milyon 873 bin 972 TL olarak şekillendi. Aracın bu limitin altında olması ve yüzde 40 yerlilik şartını karşılaması gerekiyor.

ÖTV’siz otomobilde 5 yıl ve 10 yıl detayları netleşti! Cezasız satabilecekler

YÜZDE 90 VE ÜSTÜ ENGELLİLERİN ÖTV MUAFİYET ŞARTLARI NELER?
Yüzde 90 engelli olanlar 10 yılda bir ÖTV'siz araç satın alabiliyor. Aracı bizzat kendisinin kullanma şartı yok. Ancak sürekli tekerlekli sandalye ya da sedye kullanılması gibi durumlarda ÖTV'den muaf olmak için araca özel tertibat yaptırılması zorunlu.

YÜZDE 90 ÜSTÜ ENGELLİ ARACI KİMLER SATIN ALABİLİR?
18 yaşını doldurmuş, engellilik oranı yüzde 90 ve üstü olanlar Engellilik Sağlık Kurulu Raporu'yla kendisi için araç satın alabilir. Aracı kullanma şartı olmadığı gibi özel tertibat da gerekmez.

ÖTV’siz otomobilde 5 yıl ve 10 yıl detayları netleşti! Cezasız satabilecekler

AKIL HASTALARI ALABİLİR Mİ?
Akıl sağlığı yerinde olmayan 18 yaş üstü zihinsel engelli kişiler için mahkeme tarafından atanan vasi kararıyla araç alımı yapılabilir. 18 yaş altı için araç alımı velayet sahibi ebeveynleri veya vasileri tarafından gerçekleştirilebilir.

YÜZDE 90 ALTI ENGELLİLER İÇİN ARAÇ ALIM ŞARTI NEDİR?
Yüzde 90 altında engelli olanlar, belli koşullarda ÖTV'siz araç alabilir. Burada önemli olan engellilik oranı değil, sağlık raporunda "hareket ettirici aksamda özel tertibatlı araç kullanması gerekir" ibaresinin yer almasıdır. Böylece engellilik oranı ister yüzde 40, ister yüzde 80 olsun ÖTV'siz araç alabilir.

ENGELLİ ARAÇ ALIMI KAPSAMI NE KADAR GENİŞLETİLDİ?
TBMM'de yapılan son değişiklikle, ortopedik engeli nedeniyle sürücü belgesi alamayan ve engel oranı yüzde 40 ve üzerinde olan bireyler de koşulları sağlamaları halinde ÖTV'siz araç alım hakkından yararlanabilecek.

ARACA ÖZEL TERTİBAT YAPTIRMANIN ŞARTLARI NELER?
ÖTV'siz satın alınan araçlarda: debriyaj, fren, gaz pedalları ve vites kolu gibi hareket ettirici aksam üzerinde özel tertibat yapılmalı. Kriterler: "gaz, fren veya debriyaj pedallarında sabit düzenlemeler yapılması, manuel vites kolunun direksiyona taşınması veya daha uygun hale getirilmesi ile sağ veya sol el/bacak kısıtlılıklarına göre hareket ettirici düzeneklerin eklenmesi" olarak sıralanır. Örneğin sağ bacağı olmayan bir engellinin ÖTV'siz araç almak için fren ve gaz pedallarında özel tertibat zorunludur.

Address

Kemerköprü Mahallesi Rüştiyeler Sk. No: 2/39
Bartın
74100

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Ümit ATAV posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Ümit ATAV:

Shortcuts

Share

Category