04/09/2026
Bir toplantıda üç kişi "kâr" der ve üçü de başka bir şeyden bahsediyordur.
Patron EBITDA' yı söyler. Banka EBIT' i sorar. Ortak net kârı bekler.
Kimse yanlış birşey söylemiyordur. Herkes merdivenin farklı bir basamağında durmaktadır.
EBITDA işletmenin faaliyet gücünü gösterir: şirket kendi işini yaparak ne üretebiliyor.
EBIT bu gücün amortisman sonrası sonucudur: o üretimi yaparken hangi varlığı tükettiğinizi de hesaba katar.
Net kâr ise finansman ve vergiden sonra şirkette gerçekten kalandır.
Her basamakta bir illüzyon dökülür.
EBITDA' dan EBIT' e inerken şunu öğrenirsiniz: makine bedava çalışmıyor.
Amortisman muhasebesel bir kayıt değil, ertelenmiş bir yatırım faturasıdır. O tezgâh bir gün yenilenecek ve parasını siz ödeyeceksiniz. EBITDA bunu görmezden geldiği için herkes onu sever.
Enflasyon muhasebesi bu makası daha da açtı. Amortismana esas değerler yeniden değerlendiği için EBITDA ile EBIT arasındaki fark, alıştığınızdan çok daha büyük.
Aynı şirket, aynı iş; ama merdivenin ikinci basamağı artık çok daha aşağıda.
EBIT' ten net kâra inerken ise asıl soruyla karşılaşırsınız: şirketiniz kimin için çalışıyor?
Faaliyet kârının büyük kısmı faize gidiyorsa, işi siz yapıyor, riski siz alıyor, sonucu başkası topluyordur. Bu tabloda görünmez. Çünkü tabloda "kâr" yazar.
Bu yüzden tek bir rakama bakmak, şirketi tek gözle görmektir.
EBITDA size işinizin iyi olup olmadığını söyler.
EBIT size varlıklarınızı doğru kullanıp kullanmadığınızı söyler.
Net kâr size şirketin kime çalıştığını söyler.
Üçü birden okunmazsa, üçü de yanıltır.
Ve şirketler genelde en sevdikleri rakama bakarak yönetilir.
Figen Beyazağaç Gül