Muhammed Ali Cankatar

Muhammed Ali Cankatar Chairman of TATIC TRADE & INVESTMENT COUNCIL/ CPA / INDEPENDENT AUDITOR / FORNEVA / ASISTA

Pekin 2026: Büyük Oyunun Yeni Kuralları ve Türkiye'nin Oyun Değiştirici Hamlesi Tüm dünya Pasifik'te bir savaş beklerken...
14/05/2026

Pekin 2026: Büyük Oyunun Yeni Kuralları ve Türkiye'nin Oyun Değiştirici Hamlesi



Tüm dünya Pasifik'te bir savaş beklerken, Donald Trump'ın uçağı sessizce Pekin'e indi. 13 Mayıs 2026 sabahı, Air Force One'dan inen ABD Başkanı'nın yanında generallar ya da Dışişleri bürokratları değil, dünyanın en büyük teknoloji ve finans devlerinin CEO'ları vardı. Bu, sıradan bir devlet ziyareti değildi. 28 Şubat 2026'da patlak veren İran Savaşı'nın (Epic Fury Operasyonu) küresel düzeni parçaladığı, Hürmüz Boğazı'nın fiilen kilitlendiği, petrol fiyatlarının tavan yaptığı ve Washington'ın hem askeri hem siyasi olarak köşeye sıkıştığı bir anda gerçekleşen bu zirve, 21. yüzyılın "Yeni Yalta"sı mıydı, yoksa sadece bir ticari gezi mi? Cevap, bu ikisinden de daha karmaşık ve çok daha tehlikeli.

Tüm dünya bir ABD-Çin savaşı beklerken bu zirve, "Thukydides Tuzağı" (yükselen güç ile hâkim güç arasındaki kaçınılmaz savaş riski) teorisini çöpe atmış; dünyayı bir G2 Düopolü (İki Kutuplu İşbirliği) ile yönetme kararlılığını tescil etmiştir. Bu makale, Pekin Zirvesi'ni tüm görünen ve görünmeyen boyutlarıyla masaya yatırıyor. İran Savaşı'nın hemen ardından gerçekleşen bu gezinin istihbari, askeri, siyasi ve diplomatik arka planını; ABD ile Çin'in birbirlerine olan ekonomik ve stratejik bağımlılıklarını güncel rakamlarla; yapay zeka yarışının insanlık için ne anlama geldiğini; doların saltanatının sarsılıp sarsılmadığını; ticaret koridorlarının nasıl bir savaş alanına dönüştüğünü ve en kritik soruyu ele alıyor: Türkiye bu büyük oyunun neresinde duruyor ve hangi hamleleri yapmalı?

I. Gezinin Arka Planı ve İş Heyetinin Anatomisi
Neden Şimdi, Neden Pekin?
Trump'ın yaklaşık on yıl aradan sonra, ikinci başkanlık döneminde Çin'e ilk devlet ziyaretini gerçekleştirmesinin zamanlaması tesadüf değil, zorunluluktur. Ziyaretin arka planını belirleyen tek bir gerçek vardır: üçüncü ayına giren ve bir çıkmaza dönüşen ABD-İran savaşı. Tahran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sıkılaştırması, dünya petrol arzının beşte birini tehdit altına sokmuş, varil fiyatları 150-200 dolar bandına fırlamış, küresel tedarik zincirleri çökmüştür. Trump yönetimi hem uluslararası hem iç siyasette ağır bir baskı altındadır.

Yaklaşan ABD seçimleri öncesinde bu savaştan "prestijli bir çıkış" bulmak hayati önem taşımaktadır. Savaşın yarattığı ekonomik kriz ve asker kayıpları, Amerikan kamuoyunda ciddi bir hoşnutsuzluk dalgası başlatmıştır. Trump, hem bu savaşı sonlandırabilecek bir "barış mimarı" hem de Çin gibi zorlu bir rakiple masaya oturabilen bir "anlaşma yapıcı" lider görüntüsü çizmeye ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla bu ziyaret, dış politika olduğu kadar iç siyasi bir manevradır.

Başlangıçta geniş kapsamlı bir ekonomik ve stratejik hesaplaşma olarak planlanan ziyaret, İran krizinin baskısıyla çok daha acil bir soruna odaklanmak zorunda kalmıştır: Çin'i, İran üzerindeki nüfuzunu kullanarak Tahran'ı ateşkese zorlamaya ikna etmek. İran'ın en büyük petrol müşterisi ve stratejik müttefiki Pekin'dir. ABD'li yetkililer, zirveden haftalar önce arka kanal diplomasisiyle bu talebi Çin'e iletmeye başlamıştı. Ancak Pekin, bu çağrıya soğukkanlı bir stratejik hesapla yaklaştı. Çinli kaynaklar, İran'daki çıkmazı öncelikli olarak bir "Amerikan sorunu" olarak gördüklerini ve ABD'nin İran'da sıkışmasının kendi pazarlık pozisyonunu güçlendirdiğine inandıklarını açıkça belirtiyordu.

Bu, zirvenin temel dinamiğini belirledi: ABD acil yardıma muhtaç, reaktif bir konumdayken; Çin bu durumu kendi uzun vadeli "China First" stratejisini ilerletmek, teknolojik bağımsızlık hedefleri için zaman kazanmak ve Washington tarafından eşit bir küresel aktör olarak tanınmasını sağlamak için paha biçilmez bir stratejik kaldıraç olarak kullanma fırsatı gördü.

17 Kişilik Delegasyonun Şifresi
Trump'ın Air Force One'a bindirdiği heyet, diplomasi tarihinin en teknokratik delegasyonudur. Bu listede geleneksel ilaç veya savunma şirketleri yoktur; veri, yarı iletken, varlık yönetimi ve dijital altyapı devleri vardır. Bu tercih bilinçlidir ve Washington'un Çin'i küresel sistemde "denetimli entegrasyon" (managed integration) modeliyle tutma kararlılığını kanıtlamaktadır.

**Delegasyon Üyeleri ve Stratejik Rolleri**

• İsim: Jensen Huang | Kurum: Nvidia | Stratejik Rolü: Yapay zeka çip arzının kontrolü ve standart belirleme
• İsim: Elon Musk | Kurum: Tesla / SpaceX | Stratejik Rolü: Tedarik zinciri bağımlılığı ve uzay tabanlı veri güvenliği
• İsim: Tim Cook | Kurum: Apple | Stratejik Rolü: Donanım üretim bağımlılığı ve üretim diplomasisi
• İsim: Larry Fink | Kurum: BlackRock | Stratejik Rolü: Dolarsızlaşma sürecinde finansal dengeleyici rol
• İsim: Stephen Schwarzman | Kurum: Blackstone | Stratejik Rolü: Küresel varlık yeniden yapılanması
• İsim: David Solomon | Kurum: Goldman Sachs | Stratejik Rolü: Yatırım bankacılığı ve sermaye akışı kontrolü
• İsim: Kelly Ortberg | Kurum: Boeing | Stratejik Rolü: Sivil havacılık siparişleri ve savunma sanayi köprüsü


Kimsenin görmediği kritik detay şudur: Nvidia CEO'su Jensen Huang'ın son dakika heyete dahil edilmesi, Çin'e yönelik yapay zeka çipi kısıtlamalarının, İran savaşı sonrası enerji hatlarında Çin'in vereceği tavizlerle takas edildiğinin en somut kanıtıdır. Apple'ın iPhone üretiminin büyük kısmının hâlâ Çin'deki Foxconn fabrikalarında gerçekleşmesi, Tesla'nın Şanghay Gigafactory'sinin şirketin küresel üretiminin omurgası olması, Boeing'in 500 adet 737 MAX jeti siparişi beklentisi — bunların hiçbiri basit bir ticari anlaşma değil. Bunlar, ABD kurumsal sermayesinin Çin'e olan yapısal bağımlılığının itirafıdır.

Aynı zamanda, heyette bulunmayan isimler de bir o kadar anlamlıdır. Geleneksel petrol ve ilaç devlerinin yokluğu, zirvenin gündeminin enerji ticaretinden ziyade teknolojik ve finansal mimari üzerine kurulduğunu göstermektedir. Trump, Amerikan hegemonyasını petrolden ve tahvillerden alıp, mikroçiplere, yapay zeka modellerine ve uydu ağlarına taşıma niyetini bu delegasyonla ilan etmiştir.

II. Çin'in Tarihsel Tasarımı: Dış Sermaye Ağları ve Küresel Entegrasyon
Çin'in bugünkü küresel güç pozisyonu bir gecede ortaya çıkmadı. 19. yüzyılın ortalarından itibaren, uluslararası finansal ve entelektüel ağlar Çin'in modernleşme sürecini sistematik biçimde şekillendirmiştir. Bu süreci anlamadan, bugünkü ABD-Çin karşılıklı bağımlılığının derinliğini ve köklerini kavramak mümkün değildir.

Bağdat Kökenli Bankacılık Hanedanları ve Doğu'nun Rothschild'leri
"Doğu'nun Rothschild'leri" olarak bilinen Sassoon ailesi, Bağdat kökenli bir bankacılık hanedanıdır. 19. yüzyılın başlarında Bağdat'tan Bombay'a, oradan Şanghay ve Hong Kong'a uzanan bir ticaret ağı kuran Sassoon'lar, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ile işbirliği yaparak Çin'le afyon ticaretinin en büyük aktörlerinden biri olmuştur. Afyon Savaşları (1839-1842 ve 1856-1860) sonrasında Çin'in zorla açılan limanlarında — özellikle Şanghay'da — modern bankacılık, sigorta ve gayrimenkul sektörlerinin temelini atmışlardır. Sassoon'ların kurduğu ticaret ağları, Çin'in küresel finansal sisteme ilk entegrasyon kanallarını oluşturmuştur.

Benzer şekilde Kadoorie ailesi de Bağdat kökenli olup, Sassoon ağının bir kolu olarak Hong Kong'da yükselmiştir. Bugün hâlâ Hong Kong'un en büyük enerji şirketi CLP Holdings'in sahibi olan Kadoorie ailesi, bölgenin ekonomik altyapısının inşasında — elektrik üretiminden otelciliğe — kilit rol oynamıştır. Bu aileler, tek bir etnik ya da dini grubun "komplo"su olarak değil, Britanya İmparatorluğu'nun küresel ticaret ağının Doğu Asya'daki finansal uzantıları olarak anlaşılmalıdır.

Rockefeller Vakfı ve Entelektüel Tasarım
Çin'in sadece finansal değil, zihinsel olarak da Batı sistemine entegrasyonunda Amerikan vakıfları belirleyici rol üstlenmiştir. Rockefeller Vakfı tarafından 1917'de kurulan Peking Union Medical College, Çin'in modern tıp, eğitim ve bilim elitlerini yetiştiren kurumların başında gelir. Bu, salt bir hayırseverlik faaliyeti değildi; Çin'in entelektüel sınıfının Batı paradigmasıyla yetişmesini, Amerikan üniversite sistemiyle entegre olmasını ve dolayısıyla Çin'in modernleşme yolunun Batı'nın çizdiği çerçevede kalmasını sağlayan stratejik bir yatırımdı.

1949 Komünist Devrimi bu bağları geçici olarak kopardı. Ancak Nixon'ın 1972 Çin açılımının arkasında yine Rockefeller ailesi ve Chase Manhattan Bank'ın uzun süreli Pekin temasları yatıyordu. David Rockefeller'ın Çin ziyaretleri ve Mao sonrası dönemde Deng Xiaoping'in "açık kapı politikası"na verilen Amerikan sermaye desteği, bu tarihsel sürekliliğin kanıtıdır.

Bugüne Uzanan Çizgi
Mesele şudur: Bugün Trump'ın heyetindeki Wall Street liderleri — BlackRock'un Larry Fink'i, Goldman Sachs'ın David Solomon'ı, Blackstone'un Stephen Schwarzman'ı — aslında 200 yıl önce Sassoon'ların ve 100 yıl önce Rockefeller'ların kurduğu finansal ve entelektüel köprülerin dijital çağdaki modernizasyonunu gerçekleştirmektedir. Çin, geçen yüzyılın başından itibaren uluslararası sermaye odakları tarafından bir "stratejik laboratuvar" olarak kullanılmış; bugünkü ABD ile olan karşılıklı bağımlılığı, bu tarihsel asimetri üzerine inşa edilmiştir. Bu tarihsel okumanın amacı, herhangi bir etnik ya da dini gruba toplu suç atfı yapmak değil; küresel sermaye mantığının ulusları ve devletleri nasıl şekillendirdiğini anlamaktır. Çin'in bugünkü gücü, aslında Batı'nın kendi yarattığı bir "Frankenstein" olarak da okunabilir.

III. Ekonomik ve Teknolojik Karşılıklı Bağımlılık: Savaş mı, Düzen Paylaşımı mı?
Rakamların Acımasız Gerçeği
2024 yılında ABD ile Çin arasındaki toplam mal ve hizmet ticareti 658,9 milyar dolara ulaşmıştır. ABD bu ticaret ilişkisinde 295,5 milyar dolarlık açık vermektedir. ABD Çin'e ağırlıklı olarak soya fasulyesi, sivil uçaklar ve ilaç ihraç ederken; Çin'den cep telefonları, bilgisayarlar ve yüksek teknolojili tüketim malları ithal etmektedir. Yüz milyarlarca dolarlık gümrük tarifeleri bu açığı kapatamamıştır; Yale Üniversitesi Bütçe Laboratuvarı'na göre, tarifelerin maliyetinin büyük kısmını Amerikalı tüketiciler üstlenmiş, hane başına yılda ortalama 1.000 dolarlık ek yük oluşmuştur. Tarifeler ABD GSYİH'sını kalıcı olarak yüzde 0,3-0,4 oranında küçültme potansiyeli taşımaktadır.

Çin'e yönelik doğrudan yabancı yatırımlarda 2024'te yüzde 27'lik rekor düşüş yaşanması, yabancı sermayenin Çin'in öngörülemez düzenleyici ortamından ve jeopolitik risklerden kaçtığını göstermektedir. Ancak Çin'in elinde Eylül 2024 itibarıyla 1 trilyon dolarlık ABD Hazine tahvili bulunması, iki ekonominin finansal kaderlerinin ne kadar iç içe geçtiğinin kanıtıdır. Bu, bir "karşılıklı kesin ekonomik yıkım" (mutually assured economic destruction) durumudur: Çin bu tahvilleri silah olarak kullanırsa kendi rezervlerine de büyük zarar verir; ABD, Çin'i finansal sistemden tamamen dışlarsa kendi borçlanma maliyetlerini patlatır.

Tarife Savaşları: Semptomatik Tedavi mi, Stratejik Silah mı?
Ticaret savaşları ve gümrük tarifeleri, yapısal sorunu çözmek yerine maliyeti ABD'li tüketicilere yansıtan, küresel tedarik zincirlerinde kaymalara neden olan ve stratejik güvensizliği derinleştiren bir araç haline gelmiştir. Ticaret açığının temelinde yatan ABD'nin yüksek tüketim ve Çin'in yüksek tasarruf oranları gibi makroekonomik dinamikler devam ettiği sürece, tarifeler semptomatik bir tedavi olmaktan öteye gidemeyecektir. Çin'in misilleme tarifeleri ve sübvansiyon politikaları ise küresel ticaret akışlarını daha da karmaşık hale getirmiştir.

Birbirlerine düşman olabilirler mi? Birbirlerini vurabilirler, ama öldüremezler — çünkü bu intihar olur. Tarife savaşları devam edecek, ama topyekûn bir kopuş (decoupling) değil, "yönetilen rekabet" (managed competition) çerçevesinde kontrollü bir sürtüşme olarak. Tam bir ayrışma küresel ekonomi için felaket senaryosudur; tam bir işbirliği ise stratejik hedeflerin temelden farklılaşması nedeniyle bir hayaldir. Gerçek, bu iki uç arasındaki gri bölgededir.

Nadir Toprak Elementleri: Çin'in Stratejik Kozu
Çin'in müzakere masasındaki en güçlü kozlarından biri, nadir toprak elementleri (NTE) üzerindeki ezici hakimiyetidir. Elektrikli araçlardan F-35 savaş uçaklarına, rüzgar türbinlerinden güdümlü füzelere kadar her modern teknolojinin temel taşı olan bu 17 elementin küresel madenciliğinin yüzde 70'inden fazlasını ve rafinasyon kapasitesinin yüzde 90'ından fazlasını Çin kontrol etmektedir. Bu, ABD ve Batı'nın savunma ve teknoloji sanayileri için ciddi bir kırılganlık, adeta bir Aşil topuğu yaratmaktadır.

Özellikle İran ve Ukrayna çatışmalarında tükenen gelişmiş silah sistemlerinin ve mühimmat stoklarının ikmalinin büyük ölçüde Çin'de işlenen NTE'lere bağımlı olması, ABD'nin stratejik kırılganlığını daha da artırmıştır. 2025 sonunda varılan "Busan Ateşkesi" ile Çin NTE ihracat kısıtlamalarını geçici olarak askıya almıştı; bu ateşkesin geleceği, Pekin Zirvesi'nin en kritik ve sessizce yürütülen pazarlık konularından biri olmuştur. Çin, ABD'nin İran konusundaki yardım talebine karşılık, NTE akışının devamı ve teknoloji kısıtlamalarının gevşetilmesi gibi konularda tavizler koparmayı hedeflemiştir.

IV. İran Savaşı Sonrası Enerji ve Jeopolitik Kırılmalar
Hürmüz Boğazı: Dünyanın Enerji Damarı Kesildi
2026 İran Savaşı'nın en yıkıcı küresel etkisi enerji akışları üzerinde yaşanmıştır. Hürmüz Boğazı'ndan geçen günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve LNG akışının kesintiye uğraması, gübre üretiminden petrokimyaya, küresel lojistikten gıda fiyatlarına kadar zincirleme bir kriz tetiklemiştir. Savaş sonucunda Boğaz'ın kontrolünü sıkılaştıran İran, geçiş ücreti talep etme ve düşman gördüğü ülkelere geçişi kısıtlama gücü elde etmiştir — bu, Tahran'a nükleer programının teorik gücünü bile aşan bir pazarlık kozu vermiştir.

**İran Savaşı'nın Enerji Piyasasına Etkileri**

• Veri Kalemi: Çin'in İran'dan Petrol İthalatı | Savaş Öncesi: 1,4 milyon varil/gün | Savaş Sonrası (Mayıs 2026): Yaklaşık sıfır | Stratejik Etki: Yüzde 13'lük arz kesintisi
• Veri Kalemi: Metanol İthalatı (İran'dan) | Savaş Öncesi: Yüzde 45 pazar payı | Savaş Sonrası (Mayıs 2026): Ciddi kesintiler | Stratejik Etki: Kimya ve imalat sektöründe duraklama
• Veri Kalemi: Küresel Petrol Fiyatı | Savaş Öncesi: ~65 dolar/varil | Savaş Sonrası (Mayıs 2026): 110-130 dolar/varil (zirve: 200) | Stratejik Etki: Küresel enflasyonist baskı
• Veri Kalemi: Küresel LNG Arzı | Savaş Öncesi: Dengeli | Savaş Sonrası (Mayıs 2026): Kritik darboğaz | Stratejik Etki: Avrupa ve Asya'da enerji güvenliği krizi


Çin'in Enerji Güvenliği Açmazı
Dünyanın en büyük enerji ithalatçısı Çin, bu krizden en ağır etkilenen ülkelerden biridir. Enerji arzının büyük kısmının Orta Doğu'dan deniz yoluyla sağlandığı düşünüldüğünde, Hürmüz kilitlenmesi Çin'in ekonomik istikrarı için doğrudan bir varoluşsal tehdit oluşturmuştur. Çin'in enerji maliyetleri yüzde 25 artmış, imalat sektörü ciddi baskı altına girmiştir.

Bu durum, Pekin'in uzun zamandır yürüttüğü Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative — BRI) aracılığıyla Orta Asya'dan geçen kara boru hatları ve Pakistan (Gwadar Limanı) gibi alternatif limanlara erişim stratejisinin ne denli hayati olduğunu kanıtlamıştır. Ancak BRI'nin deniz ayağı da risk altındadır; asıl güvenli olan kara ayağıdır — ve bu, Orta Koridor üzerinden Türkiye'ye çıkmaktadır.

ABD'nin İkili Sıkışmışlığı
Trump'ın Pekin ziyareti, İran'da aldığı darbe sonrası sarsılan Çin'e bir "can simidi" uzatma girişimidir. ABD, Çin'e enerji güvenliği vaat ederken, Çin'den Pasifik'te geri adım atmasını, İran üzerinde baskı kurmasını ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açtırmasını talep etmektedir. Çin ise tam tersine, ABD'nin bu sıkışmışlığını nadir toprak elementleri, teknoloji kısıtlamalarının gevşetilmesi ve eşit küresel güç statüsü tanınması gibi konularda taviz koparmak için kullanmaktadır. Masada olan, basit bir ticaret anlaşması değil; küresel düzenin yeniden yazılmasıdır.

V. Yapay Zeka: Yeni Silahlanma Yarışı ve Ortak Denetim İhtiyacı
Çip Savaşı: 21. Yüzyılın Petrolü
ABD, Ekim 2022'den bu yana Çin'in yapay zeka ve askeri modernizasyonunu yavaşlatmak için gelişmiş yarı iletkenlere yönelik sıkı ihracat kontrolleri uygulamaktadır. Nvidia'nın H100 gibi en gelişmiş yapay zeka çiplerinin ve bu çipleri üreten Hollanda menşeli ASML gibi şirketlerin EUV litografi ekipmanlarının Çin'e satışı engellenmiştir. Bu, bir "boğma noktası" (chokepoint) stratejisidir — tıpkı Soğuk Savaş'ta nükleer teknolojiyi kontrol etmek gibi, 21. yüzyılda yapay zeka çiplerini kontrol etmek.

Ancak bu hamle Çin'de bir "Sputnik anı" etkisi yaratmıştır. Pekin, teknolojik kendi kendine yeterliliği en üst düzey ulusal öncelik haline getirmiş, "Büyük Fon" (Big Fund) gibi devasa devlet destekli mekanizmalarla yerli yarı iletken endüstrisine on milyarlarca dolar akıtmıştır. Huawei'nin yaptırımlardan sonra şaşırtıcı hızla toparlanarak Ascend 910B gibi çipler geliştirmesi, DeepSeek gibi yerli yapay zeka firmalarının yükselişi ve 39 yeni yapay zeka veri merkezi planlaması, Çin'in teknolojik bağımsızlık yolunda ciddi mesafe kaydettiğini göstermektedir.

ABD'nin yapay zeka alanında Çin'e karşı hâlâ yaklaşık sekiz aylık bir teknolojik üstünlüğü olduğu tahmin ediliyor. Ancak Çin, daha az gelişmiş çipleri yenilikçi sistem tasarımları ve büyük ölçekli altyapılarla birleştirerek bu farkı hızla kapatmaktadır. Nvidia'nın, kısıtlamalara uyum sağlamak için H20 gibi "Çin'e özel" daha zayıf çipler geliştirmesi, bu karmaşık dengeyi göstermektedir — ABD'li şirketler bile kendi hükümetlerinin kısıtlamalarını aşmanın yollarını arıyor.

Yapay Zekanın "Nükleer Silah" Eşiği
Zirvenin en kritik "gizli" gündem maddelerinden biri, gelişmiş yapay zeka modellerinin siber saldırı, otonom karar alma, finansal manipülasyon ve stratejik istihbarat yeteneklerinin yarattığı güvenlik endişesidir. Bu yetenekler, tarafları Soğuk Savaş döneminin nükleer kriz hatlarına (hotline) benzer bir "Yapay Zeka Acil Durum Hattı" kurmaya zorlamıştır.

Teknoloji liderlerinin müzakere masasında bizzat bulunması, yapay zekanın artık bir şirket meselesi olmaktan çıkıp ulusal güvenlik ve küresel kontrol mekanizması haline geldiğini tescil etmektedir. Washington ve Pekin, yapay zeka üzerinde ortak standartlar ve güvenlik önlemleri konuşsa da, aradaki derin güvensizlik ve birbirini geçme kararlılığı, anlamlı bir işbirliğini zorlaştırmaktadır. Her iki taraf da yapay zekayı hem bir silah hem de toplumları kontrol etmenin aracı olarak görmekte; dünyayı ortaklaşa yönetmenin "dijital işletim sistemi"ni kurgulamaktadır.

Yapay zekanın geleceği, sadece bir teknoloji yarışı değildir. Kim yapay zekayı kontrol ederse, hem askeri üstünlüğü hem de ekonomik hakimiyeti elinde tutacaktır. Yapay zeka, 21. yüzyılın nükleer silahıdır — ama nükleerden çok daha sinsidir, çünkü görünmez ve her yerdedir.

VI. Thukydides Tuzağı: Kaçınılabilir mi, Kaçınılıyor mu?
Harvardlı tarihçi Graham Allison'ın popülerleştirdiği "Thukydides Tuzağı" kavramı, son 500 yılda yükselen güç ile hâkim güç arasındaki 16 vakanın 12'sinin savaşla sonuçlandığını ortaya koyar. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping bizzat bu kavrama atıfta bulunarak "Pasifik Okyanusu iki büyük ülkeyi de barındıracak kadar geniştir" demiş ve Trump'a "iki büyük ülkenin yeni bir ilişki modeli kurması" çağrısında bulunmuştur.

Ancak 2026 gerçeğinde bu tuzak, klasik biçimiyle işlememektedir. Nedeni basit: taraflar savaşamayacak kadar birbirine bağımlıdır. Apple'ın tedarik zincirinden Çin'in elindeki 1 trilyon dolarlık ABD Hazine tahviline, nadir toprak elementlerinden küresel enerji akışlarına, 658,9 milyar dolarlık ticaret hacminden Şanghay fabrikalarına kadar — bir topyekûn savaş, her iki ekonominin eşzamanlı imhası anlamına gelir. Bu, "karşılıklı kesin yıkım" (mutually assured destruction) doktrininin ekonomik versiyonudur.

Thukydides Tuzağı'ndan kaçınılıyor mu? Doğrudan sıcak savaştan evet; ama rekabetin kendisi sona ermiyor. Taraflar, topyekûn çatışmadan kaçınırken teknoloji, ticaret, finans ve küresel nüfuz alanlarında amansız bir mücadele sürdürmektedir. Bu bağlamda Pekin Zirvesi, bir "Soğuk Savaş 2.0" değil; daha çok, tarafların kırmızı çizgilerini ve çıkar alanlarını belirleyerek gerilimi yönettikleri bir "istikrarlı rekabet" modelinin kuruluş belgesidir.

Kurgulanan bu gerginlik, dünyayı yeni bir nizam altında paylaşmak için kullanılan bir enstrümandır. Gerginlik bir anomali değil, yeni sistemin kendisidir. Yeni bir dünya düzeni kuruyorlar mı, dünyayı mı paylaşıyorlar? İkisi birden. Savaş tiyatrosunu sürdürürken, perde arkasında ortak hakimiyet alanlarını çiziyorlar.

VII. Askeri Kapasite Kıyası ve Savaş Senaryoları
ABD-Çin askeri dengesi, tek boyutlu bir karşılaştırmayla anlaşılamaz. ABD küresel ölçekte ezici üstünlüğünü korurken, Çin bölgesel odaklanmayla asimetrik avantajlar elde etmiştir.

**ABD-Çin Askeri Kapasite Karşılaştırması**

• Parametre: Savunma Bütçesi (2024) | ABD: ~997 milyar dolar | Çin (PLA): 314 milyar dolar (resmi); SGP ile ~470+ milyar dolar | Değerlendirme: ABD nicel üstün
• Parametre: Nükleer Başlık | ABD: 5.000+ | Çin (PLA): ~600 (hedef: 1.000) | Değerlendirme: ABD nicel üstün, Çin caydırıcı eşiğinde
• Parametre: Uçak Gemisi | ABD: 11 (nükleer) | Çin (PLA): 3 | Değerlendirme: ABD deniz hakimiyetinde üstün
• Parametre: Toplam Gemi Sayısı | ABD: Tonajda lider | Çin (PLA): Sayıca dünyanın en büyük donanması | Değerlendirme: Çin kıyı savunmasında avantajlı
• Parametre: Denizaşırı Üs | ABD: 750+ | Çin (PLA): Sınırlı (Cibuti vb.) | Değerlendirme: ABD küresel güç yansıtmada (projeksiyonda) lider
• Parametre: Gemi İnşa Kapasitesi | ABD: Sınırlı ve yavaş | Çin (PLA): ABD'nin 200 katından fazla | Değerlendirme: Uzun süreli savaşta Çin lojistik avantajlı
• Parametre: İnsansız Hava Aracı (İHA) | ABD: "Replicator" projesi | Çin (PLA): Seri üretim lideri | Değerlendirme: Asimetrik savaşta Çin önde
• Parametre: Savaş Tecrübesi | ABD: 20+ yıl kesintisiz modern savaş | Çin (PLA): Sınırlı | Değerlendirme: ABD operasyonel olarak üstün
• Parametre: Aktif Personel | ABD: ~1,3 milyon | Çin (PLA): ~2 milyon | Değerlendirme: Çin sayıca üstün
• Parametre: Hayalet Uçak Filosu | ABD: F-35, B-21 (gelişmiş) | Çin (PLA): J-20 (gelişmekte) | Değerlendirme: ABD teknolojik olarak üstün


Kritik tespit: Çin'in stratejisi, ABD gibi küresel güç yansıtması değil, Hint-Pasifik'te "erişim engelleme/alan inkârı" (A2/AD — Anti-Access/Area Denial) doktrinidir. Tayvan Boğazı veya Güney Çin Denizi gibi bölgelerde, Çin'in hipersonik füzeleri, yoğun İHA kapasitesi ve kıyı savunma sistemleri, ABD donanmasının bölgeye yaklaşmasını son derece maliyetli kılmaktadır. Çin'in gemi inşa kapasitesinin ABD'nin yüzlerce katı olması, uzun süreli bir yıpratma savaşında lojistik avantajın Pekin'de olacağını göstermektedir.

Bu, ABD'nin sorgulanamaz askeri üstünlüğünün bölgesel düzeyde sona erdiği anlamına gelir — "tartışmalı birincilik" (contested primacy) dönemi başlamıştır. Ancak küresel ölçekte ABD'nin 11 nükleer uçak gemisi, 750'den fazla denizaşırı üssü ve 20 yılı aşkın modern savaş tecrübesi, hâlâ rakipsiz bir güç projeksiyonu kapasitesi sunmaktadır.

Sonuç: Bu tablo ışığında tarafların topyekûn savaşması, her iki ekonominin ve askeri gücün imhası demektir. Bu yüzden kurgulanan gerginlik, savaş için değil; dünyayı yeni bir nizam altında paylaşmak için kullanılan bir araçtır.

VIII. Finansal Düzen: Dolarizasyonun Sonu mu, Yeni Rezerv Para Düzeni mi?
Doların Saltanatı Sarsılıyor
Çin ve Rusya'nın öncülüğündeki BRICS ülkeleri, "dolarsızlaşma" (de-dollarization) çabalarını hızlandırmıştır. Somut gelişmeler dikkat çekicidir:

• Çin, 2025 itibarıyla sınır ötesi işlemlerinin yüzde 54'ünü kendi para birimi Yuan (Renminbi) ile gerçekleştirmektedir.
• Çin'in CIPS (Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi) günlük 1,2 trilyon yuan hacme ulaşmıştır — bu, ABD'nin SWIFT sistemine alternatif bir finansal omurga anlamına gelir.
• Suudi Arabistan'ın petrodolar anlaşmasını yenilememesi ve Yuan cinsinden petrol ticaretini gündeme getirmesi, sembolik ama stratejik bir kırılmadır.
• Rusya, Batı yaptırımları sonrası enerji ticaretini neredeyse tamamen dolar dışına taşımıştır.
Ancak doların tahttan inmesi kolay değildir. 2024'te küresel döviz işlemlerinin yüzde 90'ından fazlası ve merkez bankası rezervlerinin yaklaşık yüzde 59'u hâlâ dolar cinsindendir. ABD finans piyasalarının derinliği, likiditesi, şeffaflığı ve hukukun üstünlüğüne dayalı kurumsal yapısı, doların yapısal üstünlüğünü korumasını sağlamaktadır. Çin'in sermaye kontrolleri, piyasalarının sığlığı ve devletin ekonomi üzerindeki sıkı kontrolü, Yuan'ın doların yerini almasının önündeki en büyük yapısal engellerdir.

Sonuç: Doların saltanatı kısa vadede sona ermiyor, ama dünya yavaş yavaş çok kutuplu bir para sistemine evriliyor. Bu geçiş on yıllar alacak; dolar ana rezerv para olmaya devam edecek, ancak Yuan, Euro ve altın gibi alternatifler bölgesel ve küresel ağırlığını artıracak. Trump, elindeki teknoloji heyetiyle bu sarsıntıyı dengelemeye çalışıyor: Amerikan hegemonyasını "tahvil ve petrodolar"dan alıp "mikroçiplere, uydu ağlarına ve yapay zeka standartlarına" taşıyarak yeni bir hakimiyet formu kurguluyor. Amerikan gücünün para birimi değişiyor — dolar yerinde kalıyor, ama hegemonyanın temeli teknolojiye kayıyor.

IX. Ticaret Koridorları Savaşı: BRI, IMEC ve Türkiye'nin Orta Koridor Stratejisi
1. yüzyılın en kritik jeopolitik mücadelelerinden biri, ticaret koridorları üzerinde yaşanmaktadır. Bu, silahla değil, boru hatları, demiryolları ve limanlarla yürütülen bir savaştır.
**Küresel Ticaret Koridorları**

• Koridor: BRI (Kuşak ve Yol) | Destekleyen: Çin | Güzergah: Çin → Orta Asya → Avrupa / Deniz yolu: Çin → Güneydoğu Asya → Afrika | Güncel Durum (Mayıs 2026): Deniz ayağı Hürmüz riski ile tehdit altında; kara ayağı güçleniyor
• Koridor: IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa) | Destekleyen: ABD, Hindistan, BAE, İsrail, Suudi Arabistan | Güzergah: Hindistan → BAE → S. Arabistan → İsrail → Avrupa | Güncel Durum (Mayıs 2026): İran Savaşı ile fiilen askıya alınmış
• Koridor: Orta Koridor | Destekleyen: Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan, Orta Asya | Güzergah: Çin → Orta Asya → Hazar → Azerbaycan → Gürcistan → Türkiye → Avrupa | Güncel Durum (Mayıs 2026): Yükselen alternatif; stratejik önemi patlama yapmış
• Koridor: Kalkınma Yolu | Destekleyen: Türkiye, Irak | Güzergah: Basra Körfezi → Irak → Türkiye → Avrupa | Güncel Durum (Mayıs 2026): Geliştirilme aşamasında


İran Savaşı'nın yarattığı büyük paradoks: ABD'nin IMEC projesini hayata geçirmesi için gereken bölgesel istikrar, bizzat ABD'nin başlattığı İran Savaşı ile yok olmuştur. IMEC fiilen askıya alınırken, Çin'in BRI'sının deniz ayağı da Hürmüz riski nedeniyle zarar görmüştür. Asıl kazanan, her iki projenin de alternatifi konumundaki Orta Koridor olmuştur — yani Türkiye.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Türkiye olmadan bir koridor olmaz" açıklaması, bu yeni gerçeğin siyasi ifadesidir. Türkiye, hem BRI'nin Orta Koridor ayağındaki kilit konumuyla hem de kendi "Kalkınma Yolu" projesiyle, bu jeo-ekonomik (coğrafi-ekonomik) oyunun merkezinde kalmayı hedeflemektedir.

X. Bölgesel Etkiler: Rusya, İran, Avrupa, Asya, Afrika
Rusya: Pekin'e Artan Bağımlılık
ABD'nin hem Çin'i hem Rusya'yı rakip olarak görmesi, Moskova ve Pekin'i stratejik olarak birbirine daha da yaklaştırmıştır. Rusya, Batı yaptırımları altında enerji ihracatını ve teknoloji tedarikini büyük ölçüde Çin'e yönlendirmiştir. Ancak bu "ortaklık" eşitler arası değildir; Rusya giderek Çin'in küçük ortağı konumuna düşmektedir. Trump'ın Pekin ziyaretinin hemen ardından Putin'in de Çin'e gitmesi planlanmaktadır — bu, Moskova'nın Washington-Pekin arasındaki dengeyi takip etme zorunluluğunu gösterir. Çin'in ucuz Rus enerjisinden faydalanması ABD'yi rahatsız etmektedir, ancak bu stratejik ortaklığı kırmak giderek zorlaşmaktadır.

İran: Çin'in Pazarlık Kozu
İran, savaş sonrası dönemde hayatta kalmak için Çin'in ekonomik ve diplomatik desteğine muhtaçtır. Ancak Pekin, İran'ı koşulsuz olarak desteklemez; ABD ile kendi çıkarları doğrultusunda pazarlık yaparken Tahran'ı bir "takas kalemi" olarak kullanmaktan çekinmeyecektir. Pekin'in önceliği, bölgede kendi çıkarlarını koruyacak "kontrollü istikrarsızlık" ortamıdır. Bu, İran'ın Çin'e bağımlılığını artırırken manevra alanını daraltmaktadır. Çin, İran'ın hamisi değil, İran'ın patronudur — ve bu patron, müşterisini gerektiğinde satmaktan çekinmez.

Avrupa: Sıkışan Kıta
Hürmüz krizi ve enerji fiyat artışları Avrupa ekonomilerini doğrudan vurmuştur. AB, Çin merkezli tedarik zincirlerine bağımlılığını sorgulamaya başlamış, IMEC gibi ABD destekli alternatiflere ve Hindistan ile Ocak 2026'da imzalanan Kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşması'na yönelmiştir. Ancak Avrupa, ABD ile Çin arasında net bir taraf seçmekten kaçınmakta, stratejik özerklik (strategic autonomy) arayışını sürdürmektedir. Avrupa, ABD'nin güvenlik şemsiyesine muhtaç ama Çin'in pazarından vazgeçemiyor — klasik bir "bağımlılık ikilemi."

Asya-Pasifik: Tayvan Krater Noktası
Tayvan, Pekin için müzakere edilemez bir "kırmızı çizgi"dir. Xi Jinping, zirvede Trump'a bu konunun yanlış ele alınmasının çatışmaya yol açabileceğini açıkça söylemiştir. Trump'ın, yerleşik diplomatik teamüllerin dışına çıkarak, Tayvan'a silah satışını Xi ile doğrudan görüşeceğini açıklaması, Tayvan'ı İran konusunda yardım almak için pazarlık kozu olarak kullanabileceği endişesini körüklemiştir. Bu, bölgedeki müttefikler — Japonya, Güney Kore, Avustralya — arasında güvensizliği artırmıştır. ABD, Çin'e karşı Hindistan'ı stratejik bir denge unsuru olarak yükseltmeye çalışmaktadır; ancak Hindistan'ın kendi hesapları ve "stratejik özerklik" ilkesi, Washington'un planlarını karmaşıklaştırmaktadır.

Afrika: Sessiz Savaş Alanı
Zirvede doğrudan gündeme gelmese de, Afrika üzerindeki nüfuz mücadelesi ABD-Çin rekabetinin en dinamik cephelerinden biridir. Çin, BRI aracılığıyla Afrika'da limanlar, demiryolları, enerji altyapısı ve telekomünikasyon ağları inşa ederken, ABD alternatif projeler ve güvenlik ortaklıklarıyla bu etkiyi kırmaya çalışmaktadır. Afrika kıtası, kritik mineraller (kobalt, lityum, koltan), genç nüfusu ve büyüme potansiyeliyle, 21. yüzyılın en önemli stratejik rekabet alanıdır.

XI. Türkiye 2.0: Stratejik Hamleler ve Oyun Değiştirici Pozisyon
Türkiye Neden Bu Denklemi Değiştirebilir?
Türkiye, İran Savaşı'nın ve Pekin Zirvesi'nin ortaya çıkardığı yeni küresel denklemde eşsiz bir konuma sahiptir. Coğrafyası Doğu ile Batı'yı, Kuzey ile Güney'i birbirine bağlar. NATO üyesidir ama Rusya ve Çin ile de çalışabilir. Enerji koridorlarının kavşağında durur. 85 milyonluk genç nüfusu, yükselen savunma sanayii ve diplomatik atılganlığı ile Türkiye 2.0 doktrini, bu yapısal avantajları stratejik bir programa dönüştürme vizyonudur.

Türkiye, ABD-Çin düopolünün arasındaki stratejik boşluğu doldurabilecek, akışları — enerji, ticaret, bilgi, göç — yönetebilen ve her iki tarafla da çalışabilen nadir ülkelerden biridir. Bu, basit bir "denge politikası" değil; "makro-lojistik güç" pozisyonudur.

Diplomatik Hamle: "Bölgesel Sahiplik" Doktrini
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın formüle ettiği "Bölgesel Sahiplik" (Regional Ownership) modeli, Türkiye'nin en güçlü diplomatik silahıdır. Bu doktrin şunu savunmaktadır: Orta Doğu, Kafkasya ve Doğu Akdeniz'deki sorunlar, bölge dışı büyük güçlerin dizayn masalarında değil, bölge ülkeleri (Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan) tarafından çözülmelidir.

Bu yaklaşım, ABD-Çin G2 düopolüne karşı en güçlü kalkandır. Büyük güçlerin "böl ve yönet" stratejisine karşı, bölgesel aktörlerin kolektif karar alma mekanizması kurmalarını öngörür. Türkiye, bu modeli hem İran krizi hem de Suriye, Irak ve Kafkasya'daki çatışmalarda aktif biçimde uygulamaya koymalıdır. Suudi Arabistan ve Mısır ile kurulan yeni iletişim kanalları, Pakistan'la derinleşen savunma sanayi ortaklığı ve Azerbaycan'la "iki devlet, bir millet" çerçevesindeki entegrasyon, bu doktrinin somut uygulamalarıdır.

Ekonomik Hamle: Enerji Merkezi ve Orta Koridor
İran'ın devre dışı kalması ve Hürmüz riskinin artması, Türkiye'yi Avrupa'nın enerji güvenliğinin tek alternatif kapısı haline getirmiştir. Mevcut boru hatları — BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan), TANAP (Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı) — ve potansiyel yeni güzergahlar (Katar LNG'si, Doğu Akdeniz gazı, Türkmen gazı) Türkiye'nin enerji merkezi (hub) pozisyonunu güçlendirmektedir.

Orta Koridor ise daha da stratejiktir. Çin'den Orta Asya üzerinden Hazar'ı geçerek Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşan bu güzergah, hem BRI'nin hem de IMEC'in sorunlu olduğu bir dönemde dünyanın en güvenli kara ticaret yolu haline gelmiştir. Ankara'nın yapması gerekenler:

2. Zangezur Koridoru'nu hızlandırmak: Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki bu bağlantı, Orta Koridor'un darboğazını açar ve Türkiye'yi Orta Asya ile doğrudan kara bağlantısına kavuşturur. Bu, sadece bir ulaşım projesi değil; Türk dünyasının fiziksel olarak birbirine bağlanması anlamına gelir.
3. Transit gelirlerini stratejik yatırıma dönüştürmek: Hedef, 10 yıl içinde transit gelirlerini 55 milyar dolar düzeyine çıkarmaktır. Bunun için liman kapasitelerinin artırılması, demiryolu ağının modernizasyonu ve gümrük süreçlerinin dijitalleştirilmesi şarttır.
4. Kalkınma Yolu'nu hayata geçirmek: Irak üzerinden Basra Körfezi'ne inen bu koridor, Türkiye'ye Hint Okyanusu bağlantısı sağlar ve IMEC'in Türkiye'yi dışlayan yapısına alternatif oluşturur.
5. Katar ve Azerbaycan ile enerji anlaşmalarını derinleştirmek: İran gazının kesilme riskine karşı alternatif kaynakları garanti altına almak, Türkiye'yi Avrupa'nın enerji güvenliğinin "tek kapısı" yapacaktır.
Askeri Hamle: İstikrar Ekseni İnşası
Türkiye'nin savunma sanayiindeki atılımı — Bayraktar TB2/TB3, Kızılelma insansız savaş uçağı, KAAN 5. nesil savaş uçağı, Çelik Kubbe hava savunma sistemi, Altay tankı, TCG Anadolu — sadece ulusal savunma değil, bölgesel güvenlik mimarisi inşa etmek için kullanılmalıdır.

• İHA/SİHA ağını bölge ülkelerine ihraç etmek: Katar, Azerbaycan, Pakistan, Orta Asya cumhuriyetleri, Nijerya ve diğer Afrika ülkeleriyle savunma sanayi ortaklıkları kurmak. Türk İHA'ları, bölgesel güvenlik mimarisinin "standart ekipmanı" haline getirilmelidir.
• Deniz gücünü artırmak: Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz'deki ticaret koridorlarının güvenliğini sağlamak için deniz kuvvetlerini güçlendirmek. TCG Anadolu sınıfı platformların sayısını artırmak.
• Yerli hava savunma sistemlerini bölgesel standart haline getirmek: S-400 tartışmasından çıkarılan dersle, tamamen yerli sistemlerle NATO uyumluluğu arasında bir denge kurmak ve bu sistemleri müttefik ülkelere ihraç etmek.
• Savunma sanayi ihracatını hızla büyütmek: 2030 hedefi olarak 15 milyar dolar eşiğini aşmak ve Türkiye'yi dünyanın ilk beş savunma ihracatçısından biri yapmak.
Teknoloji ve Finans Hamlesi
Türkiye, yapay zeka ve yarı iletken yarışında bir üretici olmasa da, veri akışlarının ve dijital ticaretin kavşağı olabilir. İstanbul Finans Merkezi projesinin BRICS ödeme sistemleriyle entegrasyonu ve Türk Lirası'nın bölgesel ticaret anlaşmalarında kullanımının artırılması, finansal özerkliği güçlendirecektir.

• Yapay zeka girişimlerine stratejik yatırım: Özellikle savunma, siber güvenlik ve lojistik optimizasyonu alanlarında yerli yapay zeka kapasitesi geliştirilmeli.
• Dijital altyapı: Orta Koridor üzerindeki 5G ağları ve veri merkezleri Türkiye'de konumlandırılmalı — Çin'den Avrupa'ya akan verinin Türkiye'den geçmesi sağlanmalı.
• Doğal kaynak kaldırası: Çin'in nadir toprak elementlerindeki hakimiyetine karşı, Türkiye'nin kendi bor ve lityum rezervlerini stratejik bir pazarlık kozu olarak kullanması gerekmektedir. Türkiye, dünya bor rezervlerinin yüzde 73'üne sahiptir; bu, 21. yüzyılın stratejik kaynakları arasında yer almaktadır.
XII. Sonuç ve Projeksiyonlar: Büyük Oyunun Yeni Kuralları
Altı Temel Tespit
1. Pekin Zirvesi, savaş değil paylaşım masasıdır. ABD ve Çin, topyekûn bir çatışmadan kaçınarak dünyayı bir G2 Düopolü (İki Kutuplu İşbirliği) çerçevesinde yönetme iradesini ortaya koymuştur. Bu, bir barış değil; kontrollü bir rekabet ve ortak hakimiyet formülüdür. Tüm dünya Pasifik'te savaş beklerken bu gezi, o beklentiyi boşa çıkarmıştır.

2. İran Savaşı, dengeleri Çin lehine kaydırmıştır. ABD, İran'daki sıkışmışlığı nedeniyle Pekin'e muhtaç duruma düşmüş, Çin bu fırsatı teknoloji kısıtlamalarının gevşetilmesi, nadir toprak pazarlıkları ve eşit güç statüsünün tanınması için kullanmıştır. İran'da alınan darbe, ABD'nin küresel güç projeksiyonundaki sınırları acı bir şekilde ortaya koymuştur.

3. Yapay zeka, 21. yüzyılın nükleer silahıdır. Kim yapay zekayı kontrol ederse, hem askeri üstünlüğü hem de ekonomik hakimiyeti elinde tutacaktır. Zirvedeki teknoloji CEO'larının varlığı, bu gerçeğin tescilidir. Yapay zeka yarışı, sadece teknolojik değil; toplumları yönetmenin yeni aracıdır.

4. Doların saltanatı erimektedir, ama çökmemektedir. Dünya, tek para birimli hegemonyadan çok kutuplu bir para sistemine geçiş sürecindedir. CIPS, Yuan'ın yükselişi ve petrodolar anlaşmalarının çözülmesi bu sürecin işaretleridir; ancak doların yapısal avantajları kısa vadede aşılamaz. Bu geçiş on yıllar alacaktır.

5. Ticaret koridorları, 21. yüzyılın savaş alanlarıdır. BRI ve IMEC'in sorunlu olduğu dönemde Orta Koridor'un yükselişi, coğrafyanın kaderini yeniden yazıyor. Koridoru kontrol eden, ticareti kontrol eder; ticareti kontrol eden, düzeni yazar.

6. Türkiye, bu büyük oyunun potansiyel "oyun değiştirici"sidir. Coğrafi konumu, enerji koridorlarındaki rolü, savunma sanayii kapasitesi, bor ve lityum rezervleri ve diplomatik atılganlığıyla Türkiye, ABD-Çin düopolünün arasındaki stratejik boşluğu doldurabilecek nadir ülkelerden biridir.

2027-2030 Projeksiyonları
• ABD-Çin ilişkisi: "İstikrarlı rekabet" modeli sürecek; periyodik gerilimler ve geçici istikrar döngüleri yaşanacak. Tayvan, en tehlikeli kırılma noktası olmaya devam edecek. Yapay zeka ve yarı iletken alanında küresel teknoloji ekosistemi ikiye bölünme eğiliminde.
• Enerji düzeni: Hürmüz riski kalıcılaştıkça alternatif koridorlar güçlenecek. Türkiye ve Orta Koridor, küresel enerji ve ticaret akışlarında artan paya sahip olacak. Yenilenebilir enerji geçişi hızlanacak; Çin güneş panelinde, ABD şeyl gazında baskın.
• Finansal mimari: Dolar hegemonyası aşınmaya devam edecek ama çökmeyecek. Bölgesel para birimleri ve dijital paralar ağırlık kazanacak. BRICS ödeme sistemi genişleyecek.
• Türkiye: Türkiye 2.0 doktrinini başarıyla uygularsa, 2030'a kadar "bölgesel süper güç" statüsüne ulaşma potansiyeline sahiptir. Bunun koşulları açıktır: enerji merkezi pozisyonunun pekiştirilmesi, Orta Koridor'un tam operasyonel hale gelmesi, Zangezur'un açılması, savunma sanayi ihracatının 15 milyar dolar eşiğini aşması, yapay zeka ve dijital altyapıda bölgesel merkez olunması ve ABD-Çin arasında "vazgeçilmez dengeleyici" rolünün kurumsallaşmasıdır.
Son Söz
Pekin 2026, iki imparatorun dünyayı paylaştığı bir zirve olarak tarihe geçecektir. Ama tarihin dersi açıktır: büyük güçlerin paylaşım masalarında, masada olmayan ülkeler menü olur. Türkiye'nin bu masada — hem diplomatik, hem ekonomik, hem askeri olarak — güçlü bir sandalyeye sahip olması, sadece ulusal bir tercih değil, coğrafyanın ve tarihin dayattığı bir zorunluluktur.

Soru şudur: Türkiye bu fırsatı değerlendirecek cesareti ve vizyonu gösterebilecek mi? Cevabı, önümüzdeki 24 ay belirleyecek.

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Muhammed Ali Cankatar posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share